“Oyuncu, oynadığı sürece yaşar; oynamadığı zaman, kalbi durmasa da ölür.”

Mücap Ofluoğlu

İlk repliği karanlık bir salonda “Işık” olan, tiyatro üzerine bir oyun izledik geçen gün Yavuz ile. Sahnenin, kulisin, dekorların, soyunma odasında çevresi ampullerle dolu aynaların arasında dolaştık oyun boyunca.

Sahi, gerçekle hayal arasında çelişkiler yaşayan Tasso belki de aktör Feuerbach’ın ta kendisiydi.

Adı Feuerbach’tı. Oyuncuydu. Tarihin loş, tozlu çekmecelerine kaldırılıp unutulmaktan korkuyordu en çok. Söylenecek sözleri, yaşar kılmak istediği karakterler vardı daha.

Yedi uzun sene ara vermişti mesleğine. “Her şey ve hiçbir şey” noktasındaydı nicedir. Yaralıydı. Eski, geçmiş, çoktan yok sayılmış bir zamandan çıkıp gelmişti sanki. Canlandırdığı roller, ama en çok da Tossa, yıpranmış bir kitabın sayfaları gibi açılıyordu gözlerinin önünde. Kırılmıştı. Dün ve bugününü yeniden, yeniden, son bir defa daha öfke ve korku bulaşığı bir cinnetle tanımlamaya çabalıyor oluşu bundandı hiç kuşkusuz.

Ne yaman bir tutkuydu sahnede olmak ve ne iflah olmaz bir istek. Oyunculuk zor işti!

Aktör Feuerbach, oyun denemesi için geldiği tiyatro sahnesindeydi. Salon boştu. Yönetmen gelmemişti. Yeni yetme, fazla deneyimi olmayan bir asistan vardı karşısında. Birkaç teknik eleman, genç bir kadın.

Korkuyordu Feuerbach. Asabi, isyankardı. Güvensizdi, ne kadar saklamaya çalışsa da. Tasso’ya sığınma vaktiydi. Gerçek ve düş arasında öylesine sıkışmış, kıstırılmış hissediyorsu kendini. Yalnız. Umarsız. Tek başına.

Alman yazar Tankred Dorst’un eseri “Benim Adım Feuerbach”ı, Selma Engin dilimize çevirmiş. Ayşenil Şamlıoğlu rejisi enerjik, başarılı, mükemmel performanslı bir oyuna daha imza atmış. Dekor ve ışık tasarımları etkileyici, tekst ile uyumlu. Toprak Can Adıgüzel ve Gülçin Kültür Şahin canlandırdıkları karakterlerde son derece doğal ve sahiciler.

Selçuk Yöntem’i ilk kez İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda, 1978 – 79 sezonunda sergilenen ‘Othello’ oyununda izlemiştim. Sanırım turne için Ankara’dan gelmişlerdi. Levent Öktem, Zuhal Yöntem (Olcay), Yalın Tolga’lı kadro hala belleğimde. Sonrasında ‘Deli Dumrul’, ‘Gece Mevsimi’, ‘Dolunay Katili’, ‘Herkesin Bildiği Sırlar’da seyrettim Selçuk Yöntem’i. Özellikle ‘Herkesin Bildiği Sırlar’daki başarılı yorumuna hayran kalmıştım.

“Benim Adım Feuerbach” oyununda rolüyle kurduğu kapsamlı ve çok boyutlu ilişki, yansıladığı duyguları oya gibi işlediği ustalıklı oyunculuğu, yarattığı kusursuz illüzyon her türlü övgünün üzerinde. Feuerbach’ın bilinçaltı işleyişini, kaygılarını sürekli aksiyonlar yaratarak en gerçek biçimde izleyiciye duyumsatıyor. Baştan sonra, aksamadan, soluğu daralmadan, yer yer tümüyle solo oyunuyla göz dolduruyor.

Selçuk Yöntem, Feuerbach rolünde biraz daha sıra dışı birikimi, soğuştan gelen yeteneği, oyunculuk tekniği, tiyatro sanatına emeğiyle duygu yükünde en ufak bir fire vermeden oynuyor. Hayır, yaşıyor. Ve Yaşatıyor Feuerbach’ı.

Salon boştu. Gölgeler kıpırtısızdı, spotlar sönmüştü. Soluk gece ışığı sızıyordu sahneye. Feuerbach tam karşımdaydı. Belli belirsiz bir buğu ile kuşatılmış gibiydi. Hayatı akıyordu önünden, farkındaydım. Feuerbach Cahit Irgat’tı o an, Cemal Sahir’di. Birden Çiğdem Talu’nun sözlerini yazığı o şarkıda Esin Afşar’ı duyar gibi oldum.

“İşte sahne, sen oradasın…”

Feuerbach’a teyellendiğimi hissettim. İliklerime kadar işleyen soğuk umurumda değildi. Belki benim de adım Feuerbach’tı, kim bilir?

Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu’na teşekkürler…