“Nihilizm kapıya dayandı!”
(Güç İstenci, 1883-1888).
Pek çok felsefe metninde, −asla tartışmaya açık değilmiş gibi görünen pek çok bilginin aslında yanlış bir okumaya dayanıyor olmasına kestirme bir örnek olarak da− Friedrich Nietzsche’den bir “nihilist” olarak söz edilir. Bu son derece kötü “ağız alışkanlığı”, öncelikle kavramsal ve daha sonra tarihsel olarak yanlıştır. En başta söylenmesi gereken; nihilizm, Nietzsche’nin bir icadı olmadığı gibi, bugünkü içeriğini ve ciddiye alınırlığını Nietzsche’ye borçlu bir kavramdır. Nietzsche, nihilizmi tarihsel yerine oturtan ve bunu söylemekten çekinmeyecek bir yüreklilikte davranan ilk filozoftur. Fakat bu tek başına, Nietzsche’nin bir nihilist olduğunu söylemek için yeterli değildir – ya da Nietzsche’yi işaret ederken, en baştan ya da sadece onun bir nihilist olduğunu söylemek en nazik ifadeyle bir nezaketsizliktir. Çünkü bu kavram, bir felsefî öneriden çok, tarihsel-ahlâkî bir saptama ve gelecek öngörüsünü içerir. Pekâlâ, burada eğilmemiz gereken ilk soru; “Nihilizmden anlamamız gereken nedir?”
Antik filozof Sokrates’ten ve onun sözcüsü Platon’dan beri, Batı felsefe tarihi, felsefe tarihi ve insanlık hafızası bir “değerler yığını”dır. Bu değerler yığını, en kaba kavramsallaştırmayla “Tanrı”nın bir ifadesidir ve Nietzsche’de tüm bu değerlerin yıkımı ve yeniden değerlendirilmesi gerekliliği “Tanrı’nın Ölümü” ile speküle edilir. Nihilizm, tüm bu değerlerin biriktirildiği ve şimdi ise bir enkaza dönüşeceği tarihsel sürecin ta kendisidir. Yani bahsi geçen kavram, öncelikle bir felsefe öğretisi değil, binlerce yıllık değerler tarihinin mutlak neticesidir. Nietzsche, Güç İstenci notlarında şöyle saptar: “Nihilizm kapıya dayandı!” (Güç İstenci, 1883-1888). Nietzsche’nin bunu söylediği çağ, on dokuzuncu yüzyılın sonlarıdır. Artık geri döndürülemez ve kaçınılmaz olan, yıkıntının, çöküntünün ve hiçbir şey olarak dünyanın yeniden inşa edilmesi gerekliliğinin kendisidir. Nihilizm, Batı değerciliği ve Batı ahlâkçılığının kendisini uğrattığı bir felâkettir. Nietzsche felsefesinde görünür hâle gelen bu “konsept”, yalnızca Nietzsche’nin yaşadığı on dokuzuncu yüzyıl için değil, kendisinden sonraki iki çağı da –yani bizim de şimdi içinde bulunduğumuz zamanları− içeren bir kehânete dönüşür – ki bu Nietzsche için tarihsel olarak mutlaktır; bu “değer hastalığı”, nihayet bu son evreye geçecektir. Yine Güç İstenci notlarında Nietzsche şöyle der: “Anlattığım önümüzdeki iki asrın tarihidir. Gelecek olanı, başka türlü gelemeyecek olanı: Nihilizm’in Yükselişini anlatıyorum” (Güç İstenci, 1883-1888). Pekâlâ bu kavramada Nietzsche bir nihilist midir? Yani bütün değerlerin yerle-bir olduğu bir hiç-dünya tasarımı Nietzche’yi tanımlamaya yetenekli midir?
Nietzsche, nihilistik çağı haber verirken hiç de bundan zevk duyuyor gibi değildir. Bu, üzgün ve dehşete kapılmış bir habercinin söylemeye mecbur olduğu şeydir. Öte yandan yaşam, Nietzsche felsefesinde, sonuna kadar olumlanması ya da evetlenmesi gereken şeydir. Zerdüşt, bir nihilist olarak çıktığı dağdan –yani tümüyle yaşama sırt çevirdiği yerden−, nihayet yaşamın savunucusu ve söylevcisi olarak inmiştir. Nietzsche’de de yaşamın savunulması ve evetlenmesi gerekliliği önceliklidir; nihilizm aşılması ve yaşam savunulması gerekendir. Bu çerçevede Nietzsche felsefesini bir nihilizm olarak anmak, ya iyi niyetli fakat yanlış ya da düpedüz kötü niyetli bir okumadır. Gelgelelim Nietzsche, yaşamöyküsü ve felsefe arasında en dolaysız bağa sahip olan filozof olarak, kendi yaşamında da bir nihilizmi barındırıyor değildir. Bilakis, yaşamı kendi derinliğiyle yaşayabilmiş belki de ender kişilerdendir o. Yaşamı anlamsız kavramamış, onu hiçbir zaman reddetmemiş ve onu son âna kadar savunmuştur. Pekâlâ bu tabloda bile, neden neredeyse bütün felsefe kahvelerinde Nietzsche’den bir nihilist olarak söz edilmektedir?
Çünkü bu oldukça basittir ve hiç de zahmetli değildir: Friedrich Nietzsche bir nihilist, Arthur Schopenhauer bir ateist (bunu bir akademisyen söylemişti!), Baruch Spinoza bir panteist, Albert Camus bir absürdist! (…). Filozofa dair bir ön tanım yapılmaksızın bir filozoftan bahsetmek zor ve zahmetli bir iştir; önce tanımına oturtmak gerekir. Nietzsche bir nihilist miydi? Hayır! Ama öyle diyelim ki Nietzsche’den bahsedebilelim. “Nietzsche bir nihilistti! Dolayısıyla hiçbir ahlâkî değeri kabul etmiyor, hepsini toptan reddediyordu! Evet Nietzsche bri nihilistti! Yaşam ve dünya onun gözünde bir hiçti!” Bu baştan savmacı okuma, klâsik bir sağduyu içerir. Bu sağduyu, bütün felsefenin içinde en çarpıcı kavramı çekip çıkarır, özleştirir ve ideolojikleştirir. Bu yolla Nietzsche bir nihilist, Camus bir absürdist oluverir. Ama doğrusu, kavram, yalnızca kendi bağlamını içerir. Kavramın bağlamından dışarı doğru yapılan bütün sıçramalar, önce hatalı, sonra kötü niyetlidir.
Son kez söylemek gerekse: Friedrich Nietzsche bir nihilist değildir. Nietzsche nihilizmin haber vericisidir. Peki bizim çağımızı da ilgilendiren bu haberi, Nietzsche’den sonra akan ve hâlen akmakta olan zaman yalanlamış ya da tam tersine çevirmiş midir? Hayır, Nietzsche haklı çıkmıştır ve hâlen haklı çıkmaktadır. Çağımız gerçekten de bir nihilizm çağıdır. Oysaki bizler birer nihilist değiliz – yine bazı Nietzschecilerin (!) kendilerini nihilist olarak tanıtmalarını görmezden geleceksek. Sadece nihilizmin içindeyiz. Nihilizmden muzdaribiz. Nietzsche’den bu konuda bir aman dilemek de anlamsızdır, çünkü o kendi perspektifinin mucizesidir. Nihilizmi görmüş, ona bulaşmış, onun içine batmış herkes, yaşamı savunmak adına öncelikle kendi perspektifini edinmelidir.
Hölderlin yurdunuz, Tagore göğünüz,
Camus yâr ve Nietzsche yardımcınız olsun.
Kaynak Olacak Okuma:
NIETZSCHE, Friedrich, Güç İstenci − Der Wille zur Macht (1883-1888; yayınlanması 1901).
NIETZSCHE, Friedrich, Şen Bilim − Die fröhliche Wissenschaft (1882).
Hamza Celâleddin, 1991’de Konya’da dünyaya geldi. 2013’te Süleyman Demirel Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldu ve 2014’te Konya Üniversitesi Felsefe bölümünde yüksek lisans programına başladı. 2017’de Katil Nietzsche Asker Kant, 2018’de Dehşetli Peygamber Zarif Cellat, 2019’da Nietzsche’nin Altı Günü eserleriyle birlikte; Destek Yayınları felsefe serisi için Albert Camus, Søren Kierkegaard ve Jean-Paul Sartre derlemelerini kaleme aldı. Son olarak ise Fihrist Kitap’tan Bir Otto Weininger Kritiği isimli kitabı yayınlandı. 2014’ten itibaren pek çok dergi ve online gazetede yazıları yayınlandı ve 2017-2019 yılları arasında Düşünbil Felsefe Dergisi editörlüğünü yaptı. 2019 yılından itibaren ise kendi dergisi, Henidik Felsefe ve Filoloji Dergisi’ni çıkarmaya başladı. Ayrıca bir süredir tiyatro sahnesinde Felsefe Konuşmaları yapmaktadır.

Yazınızı beğendim teşekkürler, buraya Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığı kitabından üstteki yazıyla alakalı bir kısım bırakıyorum.
Dekadans Ahlakının Eleştirisi. — “Diğerkâm” bir ahlak, bencilliğin k ö r e l d i ğ i bir ahlak, — her koşulda kötü bir belirtidir. Bireyler için geçerli olduğu kadar, özellikle halklar için de geçerlidir bu. Bencillik eksilmeye başladığında, en iyi şey eksiliyor demektir. İçgüdüsel olarak, kendine -zararlı olanı seçmek, “çıkarsız” güdülerin cazibesine kapılmak, adeta dekadansın formülünü vermektedir. “Kendi çıkarını gözetmemek” — bu sadece ahlaksal bir incir yaprağıdır, tamamen farklı, fizyolojik bir gerçekliğin örtüldüğü: “Kendi çıkarımı nasıl gözeteceğimi bilemiyorum”… İçgüdülerin dağılması! İnsan diğerkâm olduğunda, işi bitmiş demektir. — Naif bir biçimde “B e n artık beş para etmem” demek yerine, der ki, dekadansın ağzındaki ahlak-yalanı: “Hiçbir şeyin değeri yok — yaşam beş para etmez”… Böyle bir yargı büyük bir tehlike oluşturur nihayetinde, bulaşıcıdır, — toplumun bütün
çürük zemininde kimi zaman tropik bir kavram bitkisi gibi büyür, bazen bir dine (Hıristiyanlık), bazen felsefeye (Schopenhauer’lik) dönüşür. Bazı koşullarda çürümenin zemininde yetişmiş bir zehirli bitki, havasıyla binlerce yıl boyunca zehirler yaşamı..