Konuk Yazar: Şara İlik

Müge İplikçi’nin The Guardian’da okuduğu bir haberden ve hatta kendi kedisinden ilham alarak Günışığı Kitaplığı’na kazandırdığı Çip, Çöp ve Mia, ilk karşılaşmamızda duygusal bir kedinin macerası gibi gözükse de arka planında bizleri modern dünyanın görünmeyen ama endişe verici gerçeklerinden biri ile yüzleştiriyor; medeniyet mezarlıklarıyla. Üstelik bunu bir kedinin gözünden, hareketli ve çocukların ilgisini canlı tutabilecek mizahi bir anlatım ile yapıyor. Günümüzde her birimiz gücün yalnızca yönetenlerin elinde olduğu hissine kapılıyor olsak da Mia’nın maceraları bize “Birimiz hepimiz için.” anlayışının, gücün asıl temsilcisi olduğunu hatırlatmayı başarıyor.

Roman İstanbul’da Cem ve ailesi ile yaşayan Perili Hanım Mia’nın, dostu Cem’i yalnız bırakmamak adına çıktığı macerayı konu alıyor. Bu dostluk Cem’in bir gün sokakta Mia’yı korkmuş ve kaybolmuş bir biçimde bulmasıyla başlıyor. Eve getirilen Mia, sokak kedisi kimliğini uzun tüylerinin arkasına saklayarak, rahatına düşkün bir ev kedisi haline geliyor. Bu rahatına ve güzelliğine düşkün Mia’nın karşısında ise en yakın dostu aktivist Cem bulunuyor. Cem, dünyayı kurtarmayı kendine amaç edinmiş bir çevre mühendisiyken Mia onun bu endişesini tam olarak kavrayamıyor. Çünkü o dünyayı kurtarmanın kedilerin işi olmadığını düşünüyor.

Tüm macera Cem’in Londra’dan aldığı bir telefon ile başlıyor. Avrupa’dan Adana’ya uzanan yasadışı atık ticaretini, plastik şişelere yerleştirilen GPS’ler sayesinde fark eden Cem ve arkadaşları bu ticaretin izini sürmeye karar veriyor. Yasadışı atık ticaretinin izlerini ortaya çıkarmak için başlatılan bu yolculuk, Mia için birden fazla kayıp anlamına geliyor. Başına gelen talihsiz olaylar nedeniyle tüylerini kaybeden Mia, aynı zamanda en sevdiği dostunu da yitiriyor ve bu konuda acilen bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyor.
Tüm bu sorunlar bizi romanın en dikkat çekici karakterlerinden biriyle yani Garipbey ile tanıştırıyor. Konağın asil kedisi Mia, sokakların kralı Garipbey ile tanıştığında kendisinin de yeni bir versiyonunu keşfediyor. Hikâyenin en can alıcı noktalarından biri Mia’nın bu kimlik dönüşümünde ve bu bilge sokak kedisi ile kurduğu dayanışmada yatıyor.

Çocukluğumuzdan bu yana La Fontaine masallarıyla büyümüş bir nesil olduğumuzdan mütevellit, hayvanların ağzından kıssadan hisse maceraları duymaya alışkınız. Ancak bu iki sıradışı kedinin arasındaki muzip konuşmalar, günümüz çocuklarını da hikâyeye bağlayacak güçlü ve sürükleyici bir anlatıma sahip. Garipbey ve Mia arasındaki bu karşıtlık, okurlar için son derece keyifli bir dinamik yaratıyor. Aynı zamanda Garipbey’in günümüz dünyası ile kurduğu bağ, Mia’yı da kendi kimliğini gözden geçirmeye itiyor. Garipbey’in sosyal medya üzerinden yaptığı tavsiyeleri de okurların kendilerini hikâyenin bir parçası gibi hissetmesini sağlıyor.

Çip, Çöp ve Mia’nın satırlarında ikiyüzlülükle yaşamayı beceren insanların unuttuğu ve her şeyin kılıfına uydurulmaya çalışıldığı ama herkesin bildiğini okuduğu bu dünyada gözden kaçan bir gerçek saklanıyor. Atıkların yolculuğu. Roman, çöp kavramının arka yüzüne bakıp araştırılması gereken noktayı hem çocuklara hem de yetişkinlere yalnızca bir ev kedisi olan Mia’nın ağzından anlatıyor ve attığımız şeyler bir yerlerde hala yaşamaya devam ediyor mu sorusunu kendimize sormamızı sağlıyor.
Günümüz dünyasında çöplerimizi bir torbaya kapatıp hiç sorgulamadan arkamızda bıraktığımızda bu hikâyenin orada sona erdiğini düşünmeye meyilliyiz. Sorunlarımızın ağzını kapatıp geride bırakmak kolaydır ancak asıl hatırlanması gereken bu durumun tüm dünyayı ilgilendiren bir mesele olduğudur. Çip, Çöp ve Mia da tam bu noktada çoktan yorgun düşmüş gezegenimizin tozlu sayfalar arasında kalmış sorunlarını görünür kılarak okurlar için bir rehber haline gelir.

İçinde yaşadığımız çağ, bizleri maalesef her şeyi hızla tüketmeye ve yaşananları olduğu gibi kabullenmeye itiyor. Bu koşullara uyum sağlamaya çalışırken ise çocukların da aynı sorunların gölgesinde büyüdüğünü ve bu yüklerle dünyaya gözlerini açtığını çoğu zaman fark edemiyoruz. Çip, Çöp ve Mia da tam bu noktada geride bıraktıklarımızın ve gezegenimizin bizim üzerimizdeki sorumluluğunu fark ettirmeye çalışıyor. Hem yetişkinlere hem de çocuklara seslenen hikâye, çevreye karşı daha bilinçli ve duyarlı bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor.

Müge İplikçi, Medeniyet Mezarlığı diye adlandırdığı çöplüklerin içinde yaşayan her bir atığın, aslında bir umudu ve bir pişmanlığı temsil ettiğini bizlere hatırlatıyor. Dünyayı kurtarmanın her zaman insanüstü bir gayret gerektirmediğini, bazen yalnızca çöpe attığımız basit bir plastik şişenin izini sürmekle bile başarılabileceğini anlatıyor. Çip, Çöp ve Mia, her insan için “Kimsenin umurunda değil, ben tek başıma yapsam ne değişecek sanki?” demenin bu kadar kolay olduğu bir dönemde aslında basit bir hareketin dahi ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Bu basit değişimlerin arkasında kurulan “Birimiz hepimiz için.” dayanışması da güç dengesini değiştirmenin herkesin elinde olabileceğine dair umudu besliyor ve çocukların çevre duyarlılığını sıcak ve zeki bir anlatı ile arttırmayı hedefliyor.