Konuk Yazar: Betül Hannan
Bazı çocuklar vardır ki dünyaya yalnızca bakmaz, onu aynı zamanda dinler. Mars Vulpes de dünyayı böyle algılayan bir çocuk. Okul bahçesindeki kuşların sesini, herkes sustuğunda ortaya çıkan o küçük boşluğu, bir eşyanın yerinde olmayışını, yetişkinlerin konuşurken sakladıkları şeyi fark ediyor. Onun için dünya, başkalarının geçip gittiği ayrıntılarla dolu büyük bir bilmece. Suat Duman’ın kaleminden ve Günışığı Kitaplığı’nın 30. yılına özel olarak hazırlanan “Gizemli Maceralar” koleksiyonunun ilk dizisi “Mars Vulpes”, bu bilmeceyi çözmeye çalışan bir çocuğun maceralarını anlatıyor. Ama dizinin asıl güzelliği, maceranın yalnızca “ne oldu?” sorusuyla ilerlememesinde. Mars’ın peşine düştüğü her kayıp eşya, her kayıp kuş sesi, okuru başka bir soruya da götürüyor: Yaşadığımız yere ne oluyor? Arkadaşlarımızı gerçekten dinliyor muyuz? Farklı olanı anlamaya ne kadar zaman ayırıyoruz?

Bir yetişkin okur olarak “Mars Vulpes” dizisini okurken çocukluğuma dönmem kaçınılmazdı. Çocukken ki sorgulama biçimimiz, macera dolu oyunlar kuran yaratıcı zihnimiz ve geçmişten kalan anılarımız yeniden canlandı. Kitabı okurken içimde çocukça bir heyecan, sevinç ve merak duygusu belirdi. Özellikle Sana Meydan Okuyorum’un ilk sayfalarında Cemil’in hayat hakkındaki sitemlerini okurken, onun duygularını çok tanıdık ve kendime yakın buldum. Bugün, henüz yedi yaşlarındaki yeğenimle yaptığım sohbetlerde bile benzer sitemlere rastlıyorum. Örneğin, hafta sonu tatilinin neden üç gün olmadığını sorgulaması, çocuk zihninin yerleşmiş düzenleri ne kadar doğal ve cesurca sorgulayabildiğini gösteriyor. Çocukken sahip olduğumuz bu sorgulama cesareti, aslında bize dünyayı olduğu hâliyle kabul etmek zorunda olmadığımızı hissettiriyordu. Kitabı okurken ben de bir yetişkin olarak bu özgürlük duygusunu yeniden hissettim. Sanki çocukluğumdaki o meraklı, kuralları sorgulamaktan çekinmeyen zihne kısa bir süreliğine yeniden kavuşmuş oldum.
Kayıp Kuş Sesleri’nde okulun çevresinde yükselen inşaat, Mars’ın gözünde fantastik romanlardaki kara kulelere dönüşüyor. Fakat bu hayalî görüntünün ardında son derece gerçek bir endişe var. Mahalle değişiyor, ağaçların ve kuşların hayatı değişiyor, çocukların bildiği dünya yavaş yavaş tanınmaz hâle geliyor. Kuşların okul bahçesinden uzaklaşması, yalnızca bir doğa olayını değil, okulun neşesinden bir parçanın eksilmesini de anlatıyor. Mars’ın dünyasını güzel kılan, onun bu kaygıları tek başına taşımaması. Yanında Cemil ve Güneş var; üç arkadaş birbirlerine benzemedikleri hâlde birlikte hareket edebiliyorlar. Cemil’in kekemeliği, Rubik küpüne duyduğu tutku ve yavaş konuşma biçimi, anlatıda alay konusu edilmek yerine onun karakterinin ayrılmaz bir parçası olarak yer alıyor. Cemil konuşurken dünya biraz yavaşlıyor. Bu yavaşlıkta düşünmeye, dinlemeye ve beklemeye yer açılıyor. Mars, Cemil ve Güneş’in arkadaşlığında çocuklar arasındaki güven duygusunu görüyoruz. Birbirlerinin sözünü kesmeden dinlemeyi her zaman başaramasalar da birbirlerinin farklılığını biliyor, buna göre davranıyorlar. Birlikte düşünmek, onların arkadaşlığının en önemli oyunlarından biri. Sana Meydan Okuyorum’da tarihî bir polisiyenin ipuçlarını çözerken bütün çocukların aynı anda konuşması, sınıfın ve konferans salonunun uğultuya dönüşmesi bu yüzden çok gerçek. Çocuklar yalnızca doğru cevabı bulmaya değil, kendi fikirlerinin duyurmaya da çalışıyorlar.
Dizide aile, çocukların dünyasını çevreleyen sessiz ama güçlü bir güven alanı olarak kurulmuş. Mars’ın annesi Lale Hanım’ın ona “Vulpes Vulpes’im benim” diye seslenişinde,
yalnızca bir lakabın sevimliliği yok. Bu seslenişte çocuğa verilmiş bir güven, “Sen özelsin ve ben seni görüyorum,” diyen bir şefkat var. Yazar, anne sevgisini büyük sözlerle anlatmak yerine onu tost, dondurma, kuşlar, gökyüzü ve kediler gibi çocukların sevdiği şeylere benzetiyor. Şefkat böylece uzak ve ağır bir kavram olmaktan çıkıp gündelik hayatın içine yerleşiyor. Mars’ın kardeşi Leyla’yla ilişkisi de bu sıcaklığı sürdürdüğünü görüyoruz. Leyla yürümeyi öğrenmeye çalışırken Mars’ın ona yardım etmesi, evin içine yeni giren bir bebeğin yalnızca düzeni değil, sevgiyi de değiştirdiğini gösteriyor. Çocuklar bu kitaplarda edilgen değiller. Bakıyor, düşünüyor, yardım ediyor, sorumluluk alıyor ve yetişkinlerin dünyasına kendi sorularıyla katılıyorlar.
Mars’ın “Bulucular böyledir, düşünerek ararlar ve arayarak düşünürler,” sözü, dizinin küçük manifestosu gibi okunabilir. Çünkü burada aramak yalnızca kayıp bir nesneyi bulmak değildir.
Bir arkadaşın sessizliğini, bir annenin yorgunluğunu, bir mahallenin değişen yüzünü, kuşların neden sustuğunu da aramaktır. Mars Vulpes, çocuk okura bilmeceler ve maceralar sunarken dünyaya daha dikkatli bakmayı öğretiyor. Yetişkin okura ise bir zamanlar her sokağın, her sesin ve her kayıp eşyanın peşinden gitmeye hazır olduğunu hatırlatıyor. Kitabı kapattığımızda gizem çözülmüş olabilir ama Mars’ın asıl sorusu zihnimizde kalıyor: Herkesin yanından geçip gittiği şeyleri biz fark edebiliyor muyuz?
Okul da aynı şekilde yalnızca derslerin işlendiği bir mekân değil. Öğretmenlerin, yöneticilerin ve okul çalışanlarının çocukların sorularını ciddiye aldığı; yardım istemenin bir zayıflık değil, araştırmanın doğal bir parçası olduğu bir yer. Mars ve arkadaşları bir bilmeceyle karşılaştıklarında farklı yetişkinlere danışıyor, ipuçlarının peşine birlikte düşüyorlar. Çocukların dünyasıyla yetişkinlerin dünyası arasında kapalı kapılar değil, konuşma imkânları var. Duman’ın anlatımında bütün bu temalar, maceranın üzerine sonradan eklenmiş dersler gibi durmuyor. Çevre duyarlılığı kuşların sesinde, empati Cemil’in konuşma biçiminde, aile sevgisi Lale Hanım’ın sesinde, düşünme cesareti ise Mars’ın sorularında beliriyor. Suat Duman’ın kaleminin gücü de burada. Okuru eğlendirmekle düşündürmek arasında seçim yaptırmıyor. Üstelik Mars alışılagelmiş bir kahraman da değil. Fındık yemeyi seviyor, şalgam suyunu arıyor, bazen dünyayı kendi aklındaki haritaya göre açıklamaya çalışıyor. Cemil Rubik küpü olmadan neredeyse eksik hissediyor. Güneş’in kendine özgü itirazları var. Bu küçük ayrıntılar karakterleri kitap sayfalarından çıkarıp çocuğun gündelik dünyasına yaklaştırıyor.
Bir yetişkin okur için tekrar ediyorum ki Mars Vulpes dizisinin başka bir kapısı daha var: Çocukluğa dönüş. Cemil’in haftanın dört gün olmasını, ayların kısalmasını, dünyaya yeni mevsimler eklenmesini istemesi, çocukların dünyayı olduğu gibi kabul etmek zorunda olmadığını hatırlatıyor. Çocuk aklı, yerleşmiş düzenlerin değişebileceğine inanıyor. Belki de çocukluğu çocukluk yapan en önemli şey bu: Her şeyin başka türlü olabileceğini düşünmek.
