Üç güzeller olarak bilinen Kharitler tanrıların tanrısı Zeus’un, bazı araştırmacılara göre üçüncü bazı araştırmacılara göre ise dördüncü eşi olan, tanrıça Eurynome’den doğma kızlarıdır. Çiçek ve yemiş veren doğanın olduğu kadar insan yaşantısını güzelleştiren ve hoş kılan her şeyin kişileştirilmiş; doğanın ve insanın ruh doğumunu sağlayan tüm şeylerin iç içe girmiş halidir. Aphrodite ve Apollon’un alaylarında yer alan ve aynı zamanda sanat etkinliklerini esinleyen tanrıçalardır. Üç güzellere daha yakından bakacak olursak, bunlardan birincisi Aglaiedir. Aglaie parlaklığı temsil eder ve Kharitlerin en gencidir. Euphrosyne sevinçi ve neşeyi, Thalia ise çiçeklenmeyi temsil eder.
Kharitlerden üç kişi olarak bahsedilmesinin sebepleri arasında Hesiodos geleneğine bağlı kalmak yatmaktadır. Sanat tarihinde bu geleneğe ve anlatılara bağlı kalınarak “Üç Güzeller” adı kalıp haline getirilmiştir. Ve buna bağlı olarak da bu isim Hera, Aphrodite ve Artemis için kullanılmıştır. Bu genç kadınların her birinden güçleri, kadınsı özellikleri, saflıkları, ahlakları ve güzellikleri dolayısıyla Yunan Mitolojisi’nde sıkça bahsedilmiş ve sanat tarihinde yüzyıllardan beri Pagan inancını konu alan resimlerde karşımıza çıkmıştır. Fakat bunu kalıp haline getirmek yerine ismin çıkışından bahsetmek daha doğru olacaktır. Bazı araştırmacılar bir dönem Kapadokya’daki Üç Güzeller’in var oluş sebebini buna bağlarken, başka araştırmacılar da bunun yanlışlığını kanıtlamaya çalışmışlardır. Ne Aglaie, Euphrosyne ve Thalia ile ne de Aphrodite, Artemis ve Hera ile bağdaştırılamayacaklarını, Kapadokya’daki Üç Güzeller’in doğanın bir mucizesi olduğunu açıklamışlardır.

Ressamların üç güzelleri gösterim şekilleri başlarda, güzellikleri ve sevimliliklerini göz önüne serecek şekilde upuzun giysiler ve çiçekli taçlarlayken M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren yerini çıplaklık ve kucaklaşmaya bırakmıştır.

Mersin’de Narlıkuyu Koyu’ndaki hamamda bulunan 4. yüzyılda yapılmış Roma dönemine ait mozaik taban
Sözü edilen kadın figürleri bazı dönemlerde balık etli, büyük kalçalı, küçük göğüslü olarak, bazı dönemlerde ise zayıf, ince bilekli, uzun boylu olarak gösterilmiştir. Figürlerin gösterim şekilleri dönemin ideal vücut algısına göre değişim göstermiştir.

RAPHAEL – ÜÇ GÜZELLER
Üç güzelleri konu alan eserlere örnek vermek gerekirse, daha erken döneme tekabül etmesi açısından, ilk olarak Raphael’den bahsedebiliriz. Üç güzeller, Raphael’in eserinde de olduğu gibi, bir tanesi arkası dönük diğer ikisinin yüzü görünür şekilde resmedilmiştir. Sarışın birer genç kadın olarak gösterilirken çıplaklık yine önplandadır ve “Paris’in Yargısı” hikayesiyle bağlantılı olarak üç figürde elinde birer altın elma tutmuştur. Altın elmalardan yola çıkarak Raphael’in eserindeki bu üç figürün Hera, Aphrodit ve Artemis olduğunu anlarız.

RUBENS – ÜÇ GÜZELLER
Rubens’in eserinde ise Raphael’in yapıtındakine benzer bir duruş göze çarpar. Figürlerdeki rahatsız edicilik dönemin ideal güzellik anlayışıyla alakalıdır. Ve bu anlayışa göre Rubens, sözü geçen yapıtında da olduğu gibi, kadınlarını balık etli ve geniş kalçalı olarak resmetmiştir. Rubens’in yapıtında Hera, Artemis ve Aphrodit, “Paris’in Yargısı”nın geçtiği alana gönderme yaparcasına doğanın içinde rengarenk çiçekler arasında gösterilmiştir.
11 yaşındayken kendine bir hikaye defteri edinip uyumadan önce hikayeler yazıyorken, hayatta hangi yola saparsa sapsın mutlaka ama mutlaka isminin başına “yazar” sözcüğünün getirileceğini hissediyor olmalıydı. Sanatın içine doğmuş bir çocuktan aksi beklenemezmiş gibi, zamanla yolunu sanat tarihine doğru çizdi. Ve halen İstanbul Üniversitesinde Sanat Tarihi ve Tarih bölümlerindeki eğitimlerine devam etmektedir.
