Konuk Yazar: Elçin Ödemiş

Uçmak fiilinin Türkçede kaç mânâda kullanıldığını hesapladığımızda, parmaklarımız yetmez, sayfalarca dolar diyebiliriz. Hadi biraz örnek verelim.

Seviniriz havalara uçarız, korkarız rengimiz uçar, solar, sınav kötü geçtiğinde tıp fakültesi hayallerimiz uçar gider. Bir şeyimizi kaybettiğimizde, kandırıldığımızda da paralar uçar. Sıkıntılar bittiğinde kuş gibi hafifler, uçar gideriz, düşmek için de kullanırız. Uçurtma gökyüzünde kanatlanır uçar, rüzgârda saçlarımız uçar… İşte böyle uzar gider yazılanlar.

Amaç ve hayallerimize bir kuş gibi kanatlanırız, bir kelebek gibi kozamızdan çıkar özgürlüğe kavuşur, kanatlarımızı çırparız. Hani şarkıda diyor ya “Benim kanatlarım var ruhumda düşmem ben.” Öyleyse gayelerimize ulaşmak için kanat takmalıyız, tek kanat değil ama çift kanatlı olmalıyız. Denge ve güç için sağımıza, solumuza yani bilgi ve sevgi ile donanmalıyız. Uçmak için kanatlar olmalıdır öyleyse. Kuş mu? Kelebek mi? Hangi tür kanatlarımız olmalıdır? Yeteneklerimizi açığa çıkaracak, bizi özgürce havalandıracak kanat hangisi olmalı? Sualine, düşünmeden «kelebek» demek gerekir.

Çünkü önce tırtıl olmalıyız. Yürümek için emeklemeliyiz ya öyle bir şey ama bu biraz daha farklı bir durum. Bize ait bir dünya oluşturmalı, yeteneklerimizi kendimiz keşfetmeliyiz. Öğrendiklerimizi sevgiyle harmanlayıp, kozamızı örmeliyiz. Bilgimizi çoğaltıp, sabırla olgunlaşmayı beklemeliyiz, sonra tamam oluruz. Ayrıca yeteneğimizi geliştirirken, dışarıdan gelen negatif görüşleri sabır ve halim bir şekilde bertaraf etmeliyiz. Onları, yolumuza çıkan küçük çakıl taşları olarak görüp, kenara alır yolumuza devam edebiliriz. Herkesin gönlünde, 19 numaralı odası olmalıdır. Sadece kendine ve sevdiklerine ait sır dolu hayat dolu bir oda olmalıdır. Gidip kulaklığını takıp sevdiği müziği dinlemeli, sevdiği kitabı okumalı, onlarla büyümeli döşenmeli odamız. Orası, kozamızı örmekten yorulduğumuzda dinlenme yerimizdir. Yani kanatlarımızın çıkıp büyümesini sağladığımız yerdir. Kozan senin yeteneğinin olgunluğudur ve onun içinde rengârenk kanatların olur. Emekle olur her şey, keşfetmekle başlar.

Koza yırtıldıktan sonra rengine boyandığımız yeteneklerimiz ve bilgilerimizle uçarız ve çiçeklere konarak dünyayı şenlendiririz. Ya tırtıl olarak kalırsak? Eğer yeise –ümitsizliğe düşersek, negatifliklere kulaklarımızı tıkayamazsak, kozanın içinden çıkamayız. Bu sefer orası, hapishane olur bize. Ve esir olur sessizce köşene çekilirsin, hikâyen yarım kalır. Çocukken başlar hikâyemiz, önümüze engeller çıkar. İnsan orada karar vermelidir, devam mı tamam mı? Devam demeli, düşmekten yaralanmaktan korkmamalıyız. Hayatımızdan, karamsarlığı çıkarıp atmalıyız. Ebeveynler, öğretmenlerin asıl vazifesi de tam burada başlar, gençlerin ve çocukların kozalarını örmeleri için destek olunmalı, kelebek olması için ona yol göstermelidir. Asıl olan sadece toplama çıkarma değildir, onu yeteneği ile buluşturmaktır.

Yazar Sevda Özdemir tam olarak bunu yapmak için yola çıkmış. Timaş İlk Genç’ten çıkan “Kanatlarımı Bulduğum Gün” isimli kitabında gençlerimizin yeteneklerini keşfetmesini istemiş. Eline kalemi defteri almış, Mercan’ın bir kelebeğe dönüşmesini işlemiş. Bir dönüşüm hikâyesi değil anlatılan bir keşif hikâyesi. Kendini bul! Bize kendinle yüzleş diyor. Nesin, kimsin? Bunu ancak sen bulabilirsin. Kitabında, hayatta karşına çıkan her olay, her nesne seni aslına götüren evini (benliğini) inşasındaki malzemedir diyor. Anne ve babaannesinin kaybıyla kaybolmuş, uykusuzluk çeken, bir kız çocuğunun arayışını bize aktarıyor. En korktuğu kelime “ama” olan Mercan, nereye gideceğini bilemeyen kırılgan biridir. Ana karakterimiz rüyasında yolunu kaybeden bir tırtırı defalarca gören ama mânâsını bulamayan, yalnızlığında eve sığınmış biridir. Babası için kendini parçalamaya çalışsa da aslında o bunu bahane etmiş, korkup kaçmış bir yürektir. Onun bu durumunu ilk halası anlıyor ve ona yardımcı olmak için evden uzaklaştırmanın yolunu buluyor. Yatılı bir okula kaydedip onu hüzünlerinin olduğu evden uzaklaştırıyor. Bu hem babası için hem kendi için en iyi iyileştirme süreci oluyor. Onun gibi yanı başımızda nice çocuğumuz olduğunu bize hatırlatıyor.

Sevda Özdemir, ‘hayatta birçok şeye tanık oluruz birçok şey başımıza gelebilir, burada önemli olan senin bu durumda ne yapman gerek, birisini mutlu etmenin yolu kendini bulmaktır,’ diyor. Kendisini bilmeyen kimseye fayda sağlayamaz, düşüncesini işleyişini, kelimelerin arasında fark ediyoruz. Okulda tanıştığı dört arkadaşı ve yeni atanan Türkçe Öğretmeni Yasemin, onun yeteneğini bulma konusunda en büyük yardımcılar olarak karşımıza çıkıyor. Okulda dolaştığı hiçbir kulüpte istediğini bulamayan Mercan, edebiyat kulübünde kendini buluyor. Ona, bu bulmada odasının altından atılan gizemli notlar, Yasemin öğretmenin yazdığı bir söz yön veriyor. Bu yön verme ile arkadaşı Ece’nin anlattığı, Periler Ülkesi hikâyesinin izini sürüyor. Merakının sonucunda karşısına kendi hikâyesi çıkıyor. Nihayetinde, Mercan kozasından çıkıp kelebeğe dönüşüyor, etrafına da bu mutluluğu saçıyor.

Kanatlarımı Bulduğum Gün, güzel anlatıları olan duru bir anlatışa sahip, okunmaya ve okutulmaya değer sözün özü. Yeşilden kurtulup taş merdivenlerden yukarı çıkan Tırtılı ne bekliyor? Periler ülkesinin yarım kalan hikâyesinin sonu ne olabilir? Bunların cevabını merak edenler alıp okumalıdır. Sevda Hanım’ın kalemine sağlık, sonunda ‘yeteneğini arayanlar için’ yazdığını belirtiyor. Umarız herkes kanatlarını bulur ve uçmayı başarır.