Bir demiryolu işçisi olan Phineas güne her zamanki gibi başlamıştı. Uyanıp iş yerine geldi ve çalışmaya başladı. Tarihler 13 Eylül 1848’i gösterirken o dahil kimsenin bilmediği bir şey vardı; Phineas o gün tarihe adını yazdırıp en ilginç tıp vakalarından birine imza atacaktı.

İşini her zaman özenle yapan Vermont’un sevilen isimlerinden Phineas, patlatılacak olan kayanın üzerinden açılan deliğe 110 cm’lik bir demir, barut ve kum doldurmaya başladı. Fakat bu sefer işler yolunda gitmedi ve kum az gelince barut büyük bir gürültüyle patladı. Anın heyecanıyla herkes onu öldü sandı, yardıma koşuldu fakat anlaşıldı ki Phineas hala hayattaydı. Tabii eski halinden farkı, gözünün ön kısmında girip başının arkasından çıkan 6 metrelik dev demir çubuğun başında yarattığı tahribattı. O an bile bilişsel melekeleri açıktı, at arabasına atlayıp doktora götürülürken, tedavisi gerçekleşirken her şey yolundaydı. Hatta beyninin sol ön lobu parçalanan birine göre fazla yolunda. Onu tedavi eden Doktor Edward Williams bile olanlara şaşırıyor olsa da Phineas’ın 1 ayda iyileşip hayatına dönmesi onu da mutlu etti.

Levye vakası simülasyonu

 

Birebir tasarlanmış Phineas Gage kafatası modeli.

Ama Phienas’ta garip bir şeyler vardı, artık eskisi gibi değildi. Eskiden sevecen, çalışkan, sakin biri olan Phineas çekilmez bir adama dönüşmüştü resmen. Kalan hayatını yaraların sebep olduğu sağlık sorunları nedeniyle karanlık geçirse de 12 yıl daha yaşamayı başardı.

Peki Phineas’ın yaşadığı sebebini asla öğrenemediği değişimin sırrı neydi?

Dünyanın bunu öğrenmesi için 88 yıl geçmesi gerekecekti. 88 yıl sonra Portekizli nörolog Egas Moniz ortaya çıktı, alanında başarılı bir nörolog idi. Ağır, duygusal sorunları tedavi etmeyi kendine görev edinmişti ve bunun için o sırada kendisine ”dahiyane” gelen bir buluşa imza attı; ”Frontal Lobotomi”

 

Trans-Allegheny Lunatic Asylum’da lobotomi için kullanılan buz tutamakları ve tutucuları

“Lobo” eski Yunanca beyin, “Tome” ise kesmek/biçmek kelimelerinden türetilmiştir.

Frontal lob ya da frontal korteks beynin ön tarafında yerleşimli bilinçli düşünmeden sorumlu olan beyin bölgesidir. İnsanda frontal korteks, tüm kortikal alanın 1/3 ünü oluşturur. Frontal korteksin arka kısmı, yani motor korteks ve premotor korteks, motor kontrolden sorumludur. Ön kısmı yani prefrontal korteks ise davranış düşüncelerimizden sorumlu psikolojik dengemize etki eden kısmıdır.

İşte Egas Moniz bu kısma odaklandı ve dedi ki ön loblar arasındaki bağlantıyı bir şekilde birbirinden koparırsak şizofreni, endişe, depresyon gibi sorunlar çözülebilir. Demekle kalmadı hemen yapmaya başladı, ilk hastaları söz hakkı olmayan ağır psikolojik sorunlar yaşayan kişilerdi.

Lobotomi temelinde bu kısımla çalışır, beyne ulaşmanın en kolay ve kansız kısmı olan gözden bu iş için özelleştirilmiş demir çubuklar sokularak kişinin beyninin ön lobları arasındaki bağlantı kesilir ve hastanın acı çekme hissi de bu sayede ortadan kaldırılmış olur.

Aileleri tarafından Moniz’e emanet edilen insanlar bu tedaviden sonra sakinleşmiş, hatta fazla sakinleşmiş hale geldi. Bazılarında Yabancı El Sendromu* denilen semptom ortaya çıktı, bazıları içine kapandı fakat o sırada kimse bunu umursamadı. Nasılsa sorun çözülmüştü artık, hastalar iyileşiyordu. Lizbon’daki bir akıl hastanesinde başlayan bu yöntem diğer akıl hastanelerine de yayıldı ve resmi kayıtlara göre 18.000 kişiye bu yöntem uygulandı çünkü o sırada daha iyi gelen bir tedavi yöntemi yok deniliyordu.

Hastaların çoğu yaşadıkları bu durumu kaldıramayarak intihar etmeye başladı. Bu durum halktan gizlense de bir süre sonra duyulunca tepkilere yol açtı, 1950’de kullanımı büyük oranda yasaklandı ve anlaşıldı ki gerçek tedaviyi hiç sağlamamıştı. Ne ilginçtir ki Egas moniz 1949 yılında lobotomi buluşu sayesinde Nobel Tıp Ödülü’nü kucaklamıştı bile.

Bu süreçten sonra psikosomatik ilaçların geliştirilmesiyle tarihin tozlu sayfalarına gömülen lobotomi dünyadan silinene dek birçok ünlü ismin de hayatını raydan çıkardı. Elbet el bilinen örneği;

Rosemary Kennedy;

Rosemary , Joseph ve Rose Kennedy’nin üçüncü çocukları, ilk kızları ve Başkan Kennedy’nin kardeşi olarak dünyaya geldi. Daha sessiz bir çocuk olması ve okumayı geç öğrenmesi sebebiyle zekâ geriliği olduğu düşünüldü. 20’li yaşlara geldiğinde duygu dalgalanmaları yaşamaya başlaması babasını rahatsız eden Rosemary ailesine ”layık” olması için 1941 yılında, 23 yaşındayken babasının onayıyla lobotomiye maruz kaldı. Rosemary muhtemelen Amerika’da zekâ geriliği nedeniyle lobotomi yapılan ilk kişi olarak tarihe geçti.

Sonrasında iyiye gideceğine daha da içine kapanan Rosemary uzunca bir ömür yaşadı, bol bol günlük tuttu. 86 yaşında ölen Rosemary’nin günlükleri okunduğunda zekâ geriliğini bırakın zamanın ilerisinde, gayet sağlıklı fikirler üreten genç bir kadın olduğu anlaşıldı. Katıldığı dans partilerini, Avrupa’ya yaptığı gezileri, izlediği konserleri, çeşitli sosyal faaliyetleri de anlatmıştı günlüklerinde.

 

Evita Peron;

Arjantin’in efsane first-lady’si Evita’nın üzerinde diğer hastalardan farklı olarak lobotominin acı dindirici etkisini kullanıldı.

Amerikan New York Times Gazetesi, Yale Üniversitesi’nden beyin cerrahı Daniel Nijensohn’un Peron’un ölümünden kısa süre önce çekilen beyin röntgeninde lobotomi operasyonunun izlerine rastladığını öne sürdü. Söylentiye göre rahim ağzı kanseri teşhisi koyulan ama dönemin başkanı ve eşi tarafından kendisinden ve halktan saklanan bu durumun etkileri ameliyat geçirmesine, radyoterapi ve kemoterapi görmesine rağmen düzelmiyordu. Ağrıları dayanılamaz boyutlara ulaşınca 1950’lerin başında hastalara bağımlılık yaratacağı korkusuyla morfin türü ağrı kesiciler vermekten kaçınıldığından beynin uyarıcı bölgelerinin alınması işlemi olan lobotominin ağrıları dindirmede etkisi kullanıldı. Evita son kez bir limuzinden halkı selamlarken görüldüğünde aslında beyninin bir bölümü kesilmişti.

Frances Farmer;

Geleceğin Greta Garbo’su olacak denilen Hollywood’un katı stüdyo sistemine direnen aktris Frances Farmer önce alkollü ve ehliyetsiz araba kullandığı için hapse düşüyor, ardından isyankâr davranışları bu özgür ruhlu genç kadının önce akıl hastanesine kapatılmasına sonra da elektroşok tedavilerine ve en nihayetinde lobotomiye maruz kalmasına sebep oluyor.

Konuya kamunun dikkatini çeken, kendisi de kısa bir dönem psikiyatri koğuş görevlisi olarak çalışan Ken Kesey 1961 yılında kitabı ayrı filmi ayrı kültleşmiş “Guguk Kuşu (One Flew Over the Cuckoo’s Nest)” kitabını yazarak gerçekleri daha çok insana ulaşmasına sebep oldu.

*Yabancı El Sendromu: Beynin iki yarısının iletişimini sağlayan Korpus Kollosum’un zarar görmesiyle nadir rastlanılan, kişinin iki elinin de kontrolüne sahip olamaması, istemsiz hareketler yapması durumudur.

**Guguk kuşu: İngilizce’de ”deli” anlamında kullanılan terimdir. Yumurtalarını başka kuşların yuvasına bırakmasıyla ünlü canlı türüdür.

KAYNAKLAR ;

http://psychology.wikia.com/wiki/Phineas_Gage

https://bigpictureeducation.com/brain-case-study-phineas-gage

https://www.britannica.com/topic/lobotomy