Birkaç nota yan yana gelip bir milletin, coğrafyanın, bir şehrin sesi olmaya yetebilir mi? Bir beste çocukların gözyaşlarını, şehrin yıkılan duvarlarını, acıyı ama aynı anda küllerinden yeniden doğmayı ne kadar içten anlatabilir? Ne kadar kalpten anlatılabilirse ‘Le Beirut’ şarkısı o kadar dokunaklı anlatılmış, birkaç nota yan yana gelip bir şehrin sesi olmuş.

Lübnanlı sanatçı Fairuz tarafından seslendirilen eser, Joseph Harb tarafından yazılıp Ziad Rahbani tarafından 1984 senesinde Beyrut iç savaşı devam ederken besteleniyor. Beste şehrin semalarında 1984 civarı duyulsa da melodisi erken dönemlere ait. 1939 yılı İspanya İç Savaşının hemen ardından, hüznü ve kayıp duygusunu içinde barındıran ‘Concierto de Aranjuez’ Joaquín Rodrigo tarafından besteleniyor. Le Beirut ise bestenin ikinci kısmı olan ‘Adagio’ üzerine yazılıyor ve seslendiriliyor. Joaquín Rodrigo henüz üç yaşındayken difteri salgını sebebiyle görme yetisini kaybediyor, birçok eserini ve kulaklarımızın aşina olduğu Rodrigo’nun gitar konçertosunu da Braille alfabesiyle notaya döküyor. Eser hüznü, neşeyi, aşkı ve kaybı, tüm duyguları tek bir besteye sığdırmayı, halkın direnişinin bir parçası olmayı başarmış. Kimi kaynaklara göre bestenin ikinci bölümü, Rodrigo ve eşi Victoria’nın yaşadıkları bebek kaybının ardından paylaştıkları kayıp duygusunu taşıyor. Ülkesinin seneler süren rejim karşıtı duruşunun, direnişin ve savaşın son bulmasının hemen ardından yayımlanması, bu konçertoyu sessiz bir yas, sesli bir direnişin sembolü hâline getiriyor.


Ve tam 45 yıl sonra Beyrut sokaklarında ‘Le Beirut’ sesleri silah seslerini susturuyor. Bir barış çağrısı olmasının yanı sıra şehre atfedilmiş bir aşk şiiri bir ağıt niteliği taşıyan eser, Beyrut’un kozmopolit dokusunda din, ırk, mezhep fark etmeksizin benimseniyor. Fairuz Hristiyan bir aileden gelmiş olsa da savaş zamanı hiçbir milis gruba yakın durmadı ve tarafsızlığını korudu. Öyle ki Fairuz Lübnan’da rejim baskısına rağmen Cezayir Devlet Başkanı’nın özel konser davetini geri çeviriyor ve yalnızca halklara şarkı söyleyeceğini belirterek duruşundan taviz vermiyor. İç savaş zamanı ülkesini tüm ısrarlara rağmen terk etmeyişi, her fırsatta halkın yanında duruşu, onu tüm Ortadoğu coğrafyası tarafından saygı duyulan bir figür haline getiriyor. Fairuz’un yaklaşık 60 yıllık kariyeri boyunca 80’den fazla albümü ve 1000’i aşkın kaydedilmiş şarkısı olduğu biliniyor. Arap coğrafyasında bir radyoya dokunursanız, Fairuz şarkısıyla karşılaşmanız olası, nitekim çoğu Ortadoğulunun sabahı birkaç dize Fairuz şarkısıyla başlar. ‘Saalouny El Nas, Nassam Alayna El Hawa, Wahdon’ gibi şaheser niteliğinde parçaları olsa da en dokunaklı bestesi Beyrut’un tozunu koklamış Le Beirut’tur.
Müzik, “Beyrut, kalbimden selamlar sana ey Beyrut..’”şeklinde başlar sonrasında Akdeniz esintileriyle devam eder. Önce şehrin portresini çizer sonra o portreyi dumana çevirmiş savaşa sessiz bir isyan yöneltir. Tozu dumana katılmış haliyle bile şanı oluşuna parmak basar ve “Beyrut küllerin şanına sahip şimdi” dizeleri duyulur. “Şehrim kapılarını kapattı ve gökyüzünde yalnız kaldı.. Geceyle beraber..” sözü sessizce kalbe dokunur ve bir halkın yalnız başına verdiği mücadeleyi dokunaklı bir yerden dizelere taşır.


Beyrut sırtını denize yaslamış yaşlı bir şehir gibi orada duruyor, küllerinden yeniden doğmasıyla, yıkılıp yıkılıp tekrar var olmasıyla müftehir. Rodrigo yıkılan kalbini almış ve bir melodiye dönüştürmüş, Fairuz bu melodiyi alıp Akdeniz kıyılarına taşımış. Her iki eser de duyguları öyle derinden örüyor ki içimize, sadece bir ezgi dinlemiyor, sanki her notayı yaşıyoruz.

Melankolik bir yerden değil belki, yüzü kendine dönük bir özlemle, sanki içimizde yıkılmış bir şehir var ve biz onun yasını tutuyoruz.