Bir çocuğun dünyaya açılan penceresi, ona sunduğumuz deneyimlerle şekillenir. Çocuk gelişim uzmanları ve psikologlar, erken yaşta maruz kalınan uyaranların bireyin ilgi alanlarını ve karakterini şekillendirdiğini vurgular. Peki, çocuğunuzu nasıl bir dünyayla tanıştırıyorsunuz? Televizyon karşısında hareketsizce vakit geçiren bir çocuk mu yoksa doğayla iç içe, enerjisini keşfederek büyüyen bir çocuk mu hayal ediyorsunuz?

Benim büyük oğlum çok enerjik, tahmininizden öte enerjik. Ben her zaman söylediğim gibi evde çocuk bakmayı bilmediğim için onunla bebekliğinden okul süreci başlayana kadar hep parkta, ormanda vakit geçirdim, okul saatleri dışında da hâlâ geçiriyorum. Şimdi aynı yoldan dokuz aylık bebeğimle yürüyorum. İkisiyle de gönlüme güzel gelen her yerde olmaya çabalıyorum. Şöyle düşünüyorum. Çocuğum yattığı yerden duvarları mı izlesin yoksa ağacı, kuşu mu? Bu nedenle günün bir kısmında doğada olmaktan çok keyif alıyorum, çocuklarımın da aynı keyfi aldığının farkında olarak daha da motive oluyorum.

Doğada olmanın dışında bir bilim müzesinin de müptelasıyız oğlumla. Düzenli olarak ziyaret ettiğimiz bu müzede artık çalışanlar tarafından gülümseyerek karşılanıyoruz.

Parklar, ormanlar kadar önemli benim için müzelerle buluşması çocuklarımın. Müzeler, çocukların hayal gücünü besleyen, sanatı ve tarihi keşfetmelerini sağlayan eşsiz alanlar. Resim sergileri, oyuncak müzeleri, otomobil müzeleri… Her ziyaretimizde farklı bir dünyaya adım atıyoruz. Bazı günler müthiş ilgili ve katılımcıyken bazı günler sadece bakıp geçtiğini ve bunun da normal olduğunu biliyorum. Henüz üç buçuk yaşında derin analizler yapmasını, bir resimden ressamını tahmin etmesini beklemiyorum. Amacım da bu değil zaten. Görsel uyaran zenginliği sunabilmek, bu yerlerin varlığından haberdar edebilmek ve burada da keyifle vakit geçirilebildiğini gösterebilmek niyetiyle bu gezileri düzenliyorum. Günün sonunda çocuk neye maruz kalırsa onu konuşup ona dair şeyler tercih ediyor.

Bulunduğunuz şehirde sanat merkezlerinin azlığı elinizi kolunuzu bağlasa da her zaman en sadık dostumuz olan kitaplar yine kaynağınızı besleyecektir. Bu mekanlarda vakit geçirmek kadar sanat kitaplarıyla çocuklarınızı buluşturmak da çok kıymetli. Bir ressamın adını da eserinin adını da kulak aşinalığı, göz teması ile hafızasına işleyecektir emin olun.

Geçen günlerde maalesef zorunlu bir okul değişikliğinde gitmek zorunda kaldık. Oğlumun yeni okulundaki sınıfının adı Monet. Oğlumla bunu paylaştığımda “Sen onun bana kitabını okumuştun.” dedi bir anda. İşte tam da anlatmaya çalıştığım kulak aşinalığını örneklendiren bir durumdu yaşadığımız. Şu anda belki o kitapta gördüğümüz Monet’in bir resmini açsam tanıyamaz ancak biliyorum ki bir gün bu bilgiler doğru zamanda ortaya dökülecektir.

Bu noktada, sizleri Susan Verde’nin “Müze” adlı çocuk kitabıyla tanıştırmak istiyorum. Peter H. Reynolds’ın illüstrasyonlarıyla hayat bulan bu eser, sanata duyulan coşkuyu çok etkileyici bir şekilde anlatıyor.

Kitap bir kız çocuğunun bir sanat eseri gördüğü zaman yaşadığı mutluluğu anlatarak başlıyor. Resimlerin onda yarattığı etkiyi, çağrıştırdığı anlamı tablolar aracılığıyla sunuyor. Van Gogh’un “Yıldızlı Gece”si, Edvard Munch’un Çığlık’ı, Rodin’in Düşünen Adam’ı buluştuğumuz eserler arasında. Bunlar tek seferde tanıdıklarımız. Elbette sayfaları çevirdikçe nicesi ile buluşmaya devam ediyoruz.

Bu küçük kız gördüğü bir tablo sayesinde dans etmek isterken bir diğerinde eğri büğrü şekillerin etkisiyle şaşkına dönüyor.  Öyle harika zaman geçiriyor ki baştan aşağı enerji doluyor. Müzenin kapanış saati geldiğinde küçük kız üzülmüyor çünkü müze onun içinde çoktan yaşamaya başladı bile.

Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan bu kıymetli eser, Müren Beykan’ın özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı. Çocukları sanatla buluşturmak için harika bir başlangıç noktası olan Müze, hem görsel hem de duygusal açıdan zengin bir okuma deneyimi sunuyor.

Sanatın bir parçası olmak için müze kapılarından geçmeye, sayfalar arasında kaybolmaya ne dersiniz?