Çocuklarımızla bebekliklerinden itibaren iletişim halinde kalmak çok kıymetli. Bir şeylerin sebebini anlatmak, sordukları soruları tatmin edici şekilde cevaplamak bizimle ilişkilerini, bize duydukları güveni inşa etmekte önemli bir noktada. Tahmin ettiğinizden de önemli.
Kendi aile içi ilişkimizden bir örnek sunmak isterim bunun için. Büyük oğlum Atlas’la doğduğu ilk andan itibaren çok konuştum. O sıralar eşim de sürekli iş seyahatinde olduğu için biraz da kendi iletişim ihtiyacımı karşılamak amacıyla konuşuyordum Atlas’la. Zira üç köpek, bir bebek ve bir sürü sorumlulukla kocaman bir yalnızlık hissiyle baş etmem çok zor oluyordu. Kısacası konuşmasaydım delirecektim. 😊
Çiçeklerimizi sularken çiçeğe neden su verdiğimizi anlatıyordum mesela. Ya da filtre kahve demlerken demleme tekniğini.
İki yaşına kadar birkaç kelimesi dışında konuşmadı Atlas. Hatta ıh ıhh’larla yönettiği bir dünya vardı ve çok da başarılıydı. İki yaşını doldurduğu günden sonra bir anda cümleler kurmaya başladı. Öyle iki kelimelik cümleler değil, bayağı komplike ve uzun cümleler. Bir sünger gibi emmiş konuşmalarımı. Bir gün parkta “Kıl payıyla düşmekten kurtuldum.” dediğinde parktakilerin bakışını ve en çok kendi şaşkınlığımı unutmayacağım. Takdir edersiniz ki iki yaşındaki bir çocuk “kıl payı” kelimesinin anlamını bilmez, bunu cümle içinde kullanmak da bir hayli zor bir gelişimsel adımdır. En zeki çocuk benim çocuğumdur gibi bir yerden anlatmıyorum bunu. Sosyal medya anneleri ziyadesiyle yetersiz hissettirdiği için bu hissi derinleştirmek en son istediğim şeydir. Sadece iletişimin gücünü örneklendirmek istiyorum.
Elbette sadece konuşmak yeterli değil. Doğduğu günden beri elimizde bir kart, bir kitap mutlaka vardı. Hatta kitaplardaki hayvanlarla elimizde figür hayvanları eşleştirmek en sevdiğimiz oyun oldu çok uzun süre.
Çocuk kitaplarından Atlas kadar ben de faydalandım. Bilmediklerimle yüzleştim. Bildiğim şeyleri nasıl basitleştirerek anlatmam gerektiğini kavradım. Öğretmen olmama, yıllarca ders anlatmama rağmen bilgiyi sadeleştirmenin önemini anne olduktan sonra anladım.
Nitekim bazı kavramları anlatmak da doğru bir adım olmayacaktır ben merkezci bir noktada olan çocuğunuza.
Zorbalık üzerine konuşmak istediğimizi düşünelim. “Annecim arkadaşlarımızla özelliklerinden dolayı dalga geçmek kötüdür, arkadaşımız üzülür.” dediniz. Çocuğunuz elbette bu cümlenizi duydu, belki birkaç saniye üzerine düşündü ama o kadar işte, henüz onda karşılığı yok bu söz ettiğiniz şeyin.

İşte tam da bu noktada yine canımız kitaplar devreye giriyor. Kitaplar, bir karakterin yaşadıkları üzerinden bu konuyu konuşmamız için bir alan açıyor. “Koca Popolu Ayı, arkadaşları onunla oynamak istemediğini söylediğinde ne kadar üzülmüştü hatırladın mı?, Koca Popolu Ayı’yı arkadaşları sırf poposu büyük diye oyun dışı bırakmıştı ve Koca Popolu Ayı kendini çok yalnız hissetmişti hatırladın mı?” şeklinde sohbeti başlatabilir, bedensel farklılıklarımıza dikkat çekebilirsiniz.
Yine iletişimde kalarak canlı bir örnekle somutlaştırmış olursunuz söz etmek istediğiniz kavramları o kocaman yürekli minik bedenlerde.
Ben de beden farkındalığımıza dikkat çekebileceğimiz bir kitabı tanıtmak istiyorum şimdi size. Uçan Kitap etiketiyle yayımlanan Koca Popolu Ayı, Steve Smallman ve Emma Yarlett imzalı. Arkadaş canlısı, görüp görebileceğiniz en sevimli ayı Koca Popolu Ayı. Ormandaki dostlarıyla oynamaya bayılsa da günün sonunda koca poposu hep bir dert açıyor Koca Popolu Ayı’ya. Sincap’ın doğum günü partisinde hediyeleri yıkıp geçiyor ya da havuzda keyifle oynarken havuzdaki tüm suyu dışarı taşırıyor. Bir gün arkadaşları dayanamayıp ona kızıyor. Yalnızlaşan, bedeninden utanan Koca Popolu Ayı buna çok üzülüyor. Arkadaşları yaptıklarından utanıp harekete geçiyor ve asıl güzel olaylar bu noktada başlıyor.
Çocuğunuzla beden farkındalığı, bedensel farklılıklar, kişilere ait özelliklere saygı duymamız gerektiği ve zorbalık üzerine konuşabileceğiniz Koca Popolu Ayı için kütüphanenizde yer açmanızı tavsiye ederim.

Yine farklılıklar üzerine konuşabileceğiniz ve buna ilaveten cesaretli olmak ve hayal gücünün önemini sunabileceğiniz bir başka kitaptan söz etmek istiyorum. Aybüke Koç’un kaleme aldığı, Zeynep Begüm Şen’in resimlediği Bay Kirpi’nin Ayak Kokusu Çorbası hikâyesi özgün fikirlerinden vazgeçmeyen, cesaretli bir Kirpi’nin şef olma hikâyesini anlatıyor. Başarılı bir şef olmak için cesaretli davranan, gerektiğinde yardım istemekten çekinmeyen, birlikteliğin önemine dikkat çekebileceğiniz Bay Kirpi’nin eğlenceli hikâyesi hayal gücümüzü de zenginleştiriyor.

Birlikteliğin önemine dair bir başka önerim de Bir Tembel Hayvan Ailesi Nasıl Yaşar? hikâyesi. Cansu Erkan’ın yazıp resimlediği kitabı, uyku öncesi rutinlerinize de ekleyebilirsiniz. Bizim gibi uyumadan önce mutlaka kitap okumayı seviyorsanız “uyku kitabı” kategorisinde keyifli bir içerikle buluşmuş olacaksınız.
Modern çağ insanları olarak “hız” ve “tüketim” kavramlarının neredeyse eş anlamlı kullanılmasına bir eleştiri olarak önerebileceğim Bir Tembel Hayvan Ailesi Nasıl Yaşar? her şeye üşenen ama sarılmadan asla uyumayan sıcacık bir aile hikâyesi. Akışta kalmanın, an’ın keyfini sürmenin güzelliğini gözlemlediğimiz kitapta yazarın bizi yavaşlamaya davet ettiğini söylemek abartı olmayacaktır.

Son olarak Çiftçi Amca ve Oldukça Meşgul Köstebek kitabından söz etmek istiyorum. Cansu Erkan’ın yazıp resimlediği kitapta, doğada her şey olması gerektiği yerde ve özelliktedir, doğanın dengesi için her şey önemlidir fikrini çok çalışkan bir köstebek üzerinden anlatıyor. Doğa ve dengesi, yardımlaşma üzerine konuşabileceğiniz güzel bir hikâye sizi bekliyor.
Yazımın başında da söz ettiğim gibi çocuğunuzla iletişim halinde olmak çok önemlidir, kitaplar da iletişimi destekleyen önemli bir araçtır. Ben de bugünkü yazımda çocuğunuzla iletişiminizi kuvvetlendirecek Uçan Kitap etiketiyle yayımlanan dört kitabı tanıttım. Keyifle okumanız dileğiyle.
Edebiyat öğretmeni olmanın yanında çocukluk hayalinin peşinden emin adımlarla ilerliyor. Kendi platformunu oluşturarak dostlarını bir araya topladı. Dostlarıyla sanatın her alanında üretim yapıyor ve inatla yapmaya devam edecek. Saplantılı edebiyat takipçisi. Kimi zaman Kafka’nın böceğinin peşinde, kimi zaman Slyvia Plath’in kafasını soktuğu fırının içinde. Kimi zaman Dostoyevski’nin yarattığı ‘Öteki’ ile ilgileniyor.
