Bu defa konuğum Erhan Çelik. Onu sadece “arşivci, koleksiyoner” diye tanımlarsam çok şeyi eksik bırakmış olurum. O gerçek bir centilmen, örneği neredeyse tükenmiş bir İstanbul Beyefendisi. Bir Gönül Akkor tutkunu. Şık, özenli, tevazu sahibi, entelektüel birikimi olan, eşine az rastlanır (belki de artık hiç) bir insan.
Erhan Çelik ile bir dönemi konuşacağız. Büyük Maksim, Çakıl, Gar, Bebek Belediye, Aşiyan, Lunapark Gazinolarını, solistleri, gazino kadrolarını, şimdilerde çoktan sona ermiş bir kültür ve yaşam tarzını, o döneme dair şarkıları, o dönemde kalmış insanları.
Kısaca Erhan Çelik’in tanık ve suç ortağı olduğu zamanlarda, geçmişi yad edeceğiz.

Pınar Çekirge: Öncelikle gazino, gazino anlayışı nedir, diye sormak istiyorum…
Erhan Çelik: Gazino müzikli program ile daha doğrusu, müzik eşliğinde yemek yenilen ve içki içilen, müşterilerin dans edip eğlenebildiği, kapalı ya da açık salonlardır.
Pınar Çekirge: Bu mekânlarla tam olarak ne zaman tanışmışız. 1900’lerin başında mı?
Erhan Çelik: Hayır, çok daha önce. Gazinolar İstanbul’da ilk kez Tazminat sonrasında açılmıştır. Dönemi itibarı ile bu mekânlar “meyhanenin alafrangası” olarak da tanımlanabilir. Benim tabirimleyse “lüks, müzikli meyhane”lerdir.
Pınar Çekirge: Ama bir anda büyük ilgi görmüyorlar sanırım. Belki ilk kıpırdanışlar 1940’larda başlamış, 1950’lerden sonra farklı bir eğlence tarzı olarak benimsenmiş. Ne dersin?
Erhan Çelik: Gazinolar, özellikle 60’lı yılların ortalarından itibaren daha fazla değer kazanmaya, popüler olmaya başladı.Türkiye’nin dönem itibarı ile yaşadığı sosyal, ekonomik ve kültürel değişimler bu konuda, hiç kuşkusuz ki, belirleyici olmuştu.
Pınar Çekirge: Yeni bir eğlence anlayışını beraberinde getiren gazinolar, kendi içlerinde farklılık gösterir miydi ?
Erhan Çelik: Gazinolar kendi aralarında birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf diye ayrılırdı.
Pınar Çekirge: Peki, birinci sınıf gazinoların ayırt edici özellikleri neydi?
Erhan Çelik: Tanık olduğum, ailemin ve benim de gittiğimiz, hep birinci sınıf gazinolar olmuştu. Bu mekânların en önemli özellikleri konum, yemek servisi, şeflerin, garsonların hatta ve hatta metr’dhotellerin, yani çalışan kadrosunun tarzı, giyim(üniforma) ve tabii ki, özenli, şık bir sunuş. Ayrıca zengin menü ve içki seçenekleri, sahne ve ses düzeni.

Pınar Çekirge: Örnek bir gazino ismi sorsam?..
Erhan Çelik: Birinci sınıf gazinolara ait en iyi ve doğru örnek, 60’lı yılların hemen başında açılmış olan Maksim Salonlarıydı.
Pınar Çekirge: Peki gazinoları çekici kılan neydi?
Erhan Çelik: Öncelikle gazinoları ayakta tutan müşteri portföyü çok ama çok önemliydi. Gazino dünyasını gözlemlediğim ve incelediğim zaman, özellikle ekaliyet diye tanımladığımız, Rum, Ermeni ve Yahudi müşteriler eğlence dünyasına daha düşkündüler. Dönemsel olarak gazinoların sırrını şu şekilde yorumlayabilirim: Ülkemizin görsel anlamda eğlenceye doymamış olması, sosyal ve ekonomik şartlar, televizyonun henüz yaygın olmayışı.
Pınar Çekirge: Bu mekânlardan bahsetsen…
Erhan Çelik: İstanbul’un belli başlı gazinolarını sayalım o hâlde. Galatasaray Türkuvaz, Beyoğlu Novotni, Büyükdere Beyaz Park, Taksim Kristal, Cağaloğlu Çiftesaraylar, Yenikapı Çakır, Taksim Belediye, Tepebaşı Cumhuriyet Gazinosu, Tepebaşı Kazablanka Gazinosu, Taksim Maksim Gazinosu, Küçük Çiftlik Gazinosu, Tünel Şato, Taksim Güney Park Gazinosu kapanıp Taksim Lalezar Gazinosu adını aldı. Bebek Gaskonyalı Toma, Bebek Yıldız Gazinosu, Bebek Belediye Gazinosu, Taşlık Gazinosu, Fenerbahçe Belvü Gazinosu, Erenköy Lalezar Gazinosu, Caddebostan Maksim Gazinosu, Vatan Caddesi Lunapark Gazinosu, Aşiyan Gazinosu, İstanbul Gazinosu, Yenikapı Çakıl ve Gar Gazinoları.
Pınar Çekirge: Ne kadar da çokmuş. Şu meşhur gazete ilanlarından konuşsak şimdi de. Hani çarşaf çarşaf verilen, şatafatlı ilanlardan…
Erhan Çelik: Gazinoların gazete ilan ve reklamları, kuşkusuz çok önemliydi. Bu reklamlar dikkat çekici ve görsel anlamda da hayli zengindi. Gazinoların reklamları 60’lı yıllardan itibaren genellikle Hürriyet gazetesine verilirdi. Daha sonra ise, 80’li yıllardan itibaren Güneş gazetesi, daha sonra da Sabah gazetesi tercih edilir oldu.
Pınar Çekirge: Bunca reklam hep daha çok müşteri çekmek için tabii. Bir de “En Hanımefendi” diye tanımlanan sermuganniyeler vardı, değil mi?
Erhan Çelik: Öncelikle gazinolara gelen müşteriler, her zaman çok şık ve özenli giyinirlerdi. Erkekler takım elbise kravat veya papyon, hanımlar ise gece elbisesini tercih edip adeta birbirleri ile şıklık yarışına girerlerdi. Gelelim, assolistlere. Her gazinonun bir assolisti vardı. Assolist demek, en son çıkan (birinci solist) demekti. Gazinonun “lokomotifi”ydi. Türk sanat müziği eserlerini yorumlardı. Gazinoya gelen her müşteri genellikle assolisti izlemek için orada bulunurdu. O dönemin gazinolarında assolist olmak için Ankara Radyosu ya da İstanbul Radyosu’nun rahleitedrisinden geçmek gerekirdi. Veya çok önemli hocalardan ders almaları, musiki cemiyetlerinde meşk etmeleri şarttı. Tabii ki, önce iyi bir ses, sağlam bir kulak, makam, ritim bilgisi, repertuvar zenginliğinin yanı sıra, sahne ışığı, aura, düzgün bir fizik, sahne hakimiyeti (sahneyi doğru kullanabilmek) bunlara bağlı olarak da, dönem itibarı ile ünlü, popüler olmaları mecburiydi. Assolistlerin -Zeki Müren haricinde- hemen hemen hepsi kadın sanatçılardan oluşurdu. Saç, makyaj, kullandıkları aksesuarlar, parfüm, mücevherler, ayakkabılar çok şık ve kaliteliydi. Birinci sınıf terzi ve moda evleri ile çalışırlardı. Assolist sahnede hiçbir zaman saat takmazdı.
Pınar Çekirge: Aa, neden?
Erhan Çelik: Bu detay seyirciye saygısızlık olarak değerlendirilirdi çünkü. Şimdilerde çok ilginç gelebilir!.. Gazino düzen olarak assolist üzerine kurulurdu. Assolist ve saz heyeti programın en sonunda, sahneye 23.30-00.30 saatleri arasında çıkardı. Assolistin alt kadrodan farklı bir sahne dekoru, ışık ve ses tesisatı vardı.

Pınar Çekirge: Sahi Zeki Müren kendi ses tesisatını Ajda Pekkan’a kullandırdı diye teknisyeni dövmüş sanırım. Neyse devam edelim…
Erhan Çelik: Assoliste eşlik eden sazlar diğer solistlerden daha fazla ve hatta dalında virtüöz isimlerden oluşurdu. Assolistin kullanacağı mikrofon hemen değişirdi. Gazinonun “T” sahnesine uzun kırmızı halı serilirdi. Ses düzeni tekrar assoliste göre ayarlanırdı ve alt kadroya kullanılmayan ışık düzeni (renkli spotlar) ark / takip ışıkları kullanılırdı. Her assolistin ayakta kendisini takip eden bir kemancısı vardı. Yani “maestro”su. On iki, en fazla on beş şarkı okurdu assolist. Repertuvarını alt kadro kullanamazdı zira gazino düzeni bu şekildeydi. Assolistin okuduğu şarkıyı, kadroda kimse yorumlayamazdı. Çünkü o assolistti. Gazinoların bir giriş kapısı (müşterilerin girdiği) bir de sanatçıların ve müzisyenlerin kullandığı kulis kapısı vardı. Gazinoların, daha doğrusu gazino patronlarının belirlediği düzen dahilinde, sanatçı ve müzisyenler müşterilerin bulunduğu salonda program izleyemezlerdi.
O dönemlerde sanatçı ve artistler sadece sahnede görünürdü. Yüzlerini eskitmemek adına halkın içine çıkmazlardı. Şimdilerde olduğu gibi her yerde görülmezlerdi. Assolistler her gazino programı için ayrı (gazete reklamlarında kullanmak üzere) stüdyo fotoğrafları çektirirlerdi. Dönem itibarı ile Foto Stil (Beyoğlu), Foto Bella (Beyoğlu), Stüdyo Taç (Aksaray daha sonra Beyoğlu) ve Stüdyo Yaşar (Beyoğlu daha sonra Nişantaşı) buna bağlı olarak da her gazino programı için ayrı sahne kostümü diktirirlerdi.
Pınar Çekirge: Dinlerken bile kafam karıştı ne çok kural, ne çok talep, ne çok kapris. Şarkı yasağı filan.
Erhan Çelik: Assolistin gazino programı birinci ve ikinci bölümden oluşurdu. Sahnede en fazla bir buçuk saat kalıp iki veya üç kostüm değiştirirdi. Assolist programını bitirdikten sonra müşteri, sahneye dönmesi için ısrarla alkışlasa da tekrar sahneye çıkmazdı. Çok ender bis yapardı. Her gazinonun belirlediği kadrolar farklıydı. Gazinolar adeta kendi aralarında gazino savaşı verirlerdi. Özellikle Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda özel kadrolar oluştururlardı.
Pınar Çekirge: Dönem itibarı ile en önemli ve iddialı assolistler kimlerdi?
Erhan Çelik: Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Perihan Altındağ Sözeri, Sabite Tur, Mualla Mukadder, Saime Sinan, Şükran Özer Doruk, Sevim Çağlayan, Zeki Müren, Nesrin Sipahi, Neşe Can, Sevim Tanürek, Gönül Akkor, Gönül Yazar, Sevim Deran, Sevim Tuna, Güzide Kasacı, Orhan Şener, Emel Sayın, Neşe Karaböcek, Muazzez Abacı, Seçil Heper, Bülent Ersoy, Semra Ersoylu ve Mediha Şen’i sayabilirim.
Pınar Çekirge: Ya alt kadro, diğer sanatçılar…
Erhan Çelik: Her gazino patronunun müşteri portföyüne göre oluşturacağı, alt kadro assolistin de fikri ve kesin onayı alınarak belirlenirdi. Assolistin alt kadrosu dönemin popüler isimlerinden oluşturulurdu. Alt kadro, Türk müziği, halk müziği, pop müzik, oryantal, komedyen, Yeşilçam’dan transfer ünlü bir yıldız oyuncu ve üç ya da dört uvertür şarkıcılardan oluşurdu. Gazinolar pazar gecesi hariç, her gece açıktı. Çarşamba-perşembe gündüz bayanlara, pazar günleri gündüz umuma matine yapılırdı. İzleyici kitlesi, gazinoları ayakta tutan gece müşterisiydi. Gazino girişi için, alkart, fix menü bilet ve duhuliye olmak üzere üç kategori vardı. Alakart; sınırsız içki, sıcak soğuk mezeler, et ve balık türleri ve de meyveden oluşurdu. Fix menü ise sınırlı içki, meze, yemek ve meyveyi kapsardı. Biletli girişleri ise (yemeksiz servisi almayan) ekonomik koşulları zayıf müşteriler tercih ederdi. Fiyat tarifeleri ise gazino kategorilerine göre olurdu. En pahalı gazino, Maksim Salonlarıydı. Kadrosu, dekoru ve ambiyansı, menüsü, itinalı servis hizmeti ile gerçekten birinci sınıf bir lokaldi.

Pınar Çekirge: Pek öyle herkesin gidip eğleneceği mekânlar değilmiş…
Erhan Çelik: Doğru, gazinolara herkes gidemezdi. Ekonomik düzeyleri yüksek olan ailelerin gidebildikleri mekânlardı.1964 ve 1965 yılları sonrası gazino patronları, mekânlarına daha fazla müşteri çekebilmek ve para kazanmak için, sinemadan sahneye oyuncu transfer etmeye başladı. Kimi şarkıcı, kimi oryantal olarak, kimi aktris ve aktörler ise komedyen olarak sahneye çıktılar. Bunlar İstanbul’dan önce, genelde Ankara’da veya İzmir Fuarı’nda sahneye çıkartılırdı.
Pınar Çekirge: Kimdi bu isimler?
Erhan Çelik: Sinemadan sahneye ilk çıkanlar Semra Sar ve Efkan Efekan’dır. Ajda Pekkan, Muhterem Nur, Suzan Avcı, Fatma Girik, Neriman Köksal, Nilüfer Koçyiğit, Gülsüm Kamu, Sevda Ferdağ, Selda Alkor, Göksel Arsoy, Pervin Par, Nebahat Çehre, Ayhan Işık, İzzet Günay, Sadri Alışık, Leyla Sayar, Fikret Hakan, Salih Güney, Ayhan Işık, Ekrem Bora, Belgin Doruk, İzzet Günay, Mine Mutlu, Feri Cansel, Seher Şeniz, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit en dikkat çeken isimlerdi. Ve daha birçoğu… 1970’li yılların ortalarından itibaren televizyonların yaygınlaşması nedeniyle, televizyonda yıldız olan birçok ismi de gazino sahnelerine çıkardılar. Örnek olarak: Kaynanalar dizisi/ Tekin Akmansoy, Sevda Aydan, Leman Çidamlı, Defne Yalnız, Domates Güzeli tiplemesiyle Ayşen Gruda ve Korhan Abay, Ali Uyanık tiplemesiyle Ali Poyrazoğlu. Televizyonda şarkıcı olarak ünlenen ve o yıllar içerisindeki yurt içi ve yurt dışı şarkı yarışmalarında birinci-ikinci-üçüncü olan ses sanatçılarını da gazino sahnelerine transfer ettiler. Melike Demirağ, Semiha Yankı, Nilüfer, Yeliz, Yeşim, Cici Kızlar ve Ali Rıza Binboğa hatta yeşil sahalardan gazino sahnelerine transferler bile oldu. Şükrü Birant ve Yavuz Şimşek bunlara birer örnektir.1980’li yılların başlarında ülkemizde yaygınlaşan banker furyasında ünlenen banker “Bako” Baki Aygün bile sahneye çıktı!…

Pınar Çekirge: Hatta Hulusi Kentmen, Mualla Sürer, Ayşecik, Nisa Serezli, Göksel Kortay, Altan Erbulak, Tolga Aşkıner, Füsun Erbulak, Gülriz Sururi de. Peki bu karmaşık yapıyı düşününce şu soru geliyor aklıma: Gazinolarda gerçek müzik icra edildi mi?
Erhan Çelik: Bence güzel ve kritik bir soru. Mümkün mü? Bence koca bir HAYIR!
1950’li yıllarda üstat Münir Nurettin Selçuk senenin belirli aylarında İstanbul’daki Şan Sineması’nda seçkin müzikseverlere gerçek anlamda klasik Türk müziği konseri, daha doğrusu resitali verirdi. Gazinolar gerçek musikiye bence hiçbir zaman hizmet etmediler. Hatta işaret ettiğin gibi, yoz müziğe kucak açtılar. İçkili gazinolarda 4/4′ lük bir müziğin, özellikle klasik Türk müziğinin icra edilmesi ve uygulanması çok zor hatta imkansızdı. Bu durumu belirleyen zaten müşterilerdi. Diğer bir tabirle, arz ve talep olayı. Resital ve müzikaller dışında, gerçek anlamda müzik yapılabileceğine hiçbir zaman inanmayanlardanım.
Pınar Çekirge: Sansasyon ve görselliğin ön planda tutulduğu, o dönem niçin bitti? Bugüne taşınmadı?
Erhan Çelik: Pınarcığım, çok güzel bir soru sordun. Keşke bitmese idi. Ben şanslıydım, bizler şanslıydık. Ailelerimiz sosyal insanlardı. 60’lı yıllar, 70’li yıllar hatta 80’li yıllarda da, zaman zaman da olsa bizleri gazinolara götürdüler. Gazinolar “mecburiyet” nedeniyle bitti. O kültür kapandı. Belki de bitmek zorundaydı.
Pınar Çekirge: Neden?
Erhan Çelik: Bir kere çağ değişti. Ülkenin ekonomik koşulları, sosyal düzeni, televizyonun yaygınlaşması, video döneminin başlaması, özel televizyonların çoğalması, yeni değer ve yaşam tarzlarının benimsenmiş olması, bu bağlamda verebileceğim en çarpıcı örnekler.
Gazinolar 70’li yıllardan sonra yavaş yavaş iflas etmeye başladı. Gazino müşterisi değişti. Seçkin ve kaliteli izleyiciler gazinolardan uzaklaştı ve gitmez oldular. 1984 – 1985 yıllarından sonra gazinolara assolist kimliği ile yetersiz isimler çıkartıldı. Gazinoların fiyat politikaları çok değişti, menü fiyatları çok fahiş oldu. Dönemin sanatçıları da ya çok astronomik rakamlar istediler ya da bazı assolistler, düzeni ve ortamı görüp ayak uyduramadıkları için köşelerine çekildiler. Dolayısıyla bir dönemin eğlence kültürünün en önemli figürü sayılan, gazinolar kapanmış oldu.

Erhan Çelik ile bu röportaj için bir araya geldiğimizde amacım bir dönemin simgesi sayılan gazinoları konuşmaktı. Tat aldım, çok da şey öğrendim doğrusu. Meğer ne çok kuralı, şartı varmış gazino kulislerinin. Denildiği gibi, hanendeleri, sazendeleri, yasaları ile başka bir dünya.
